Başlık
Başlık

Gölge Adam Yazdı : Dilden Gönüle

Dünya mı değişti, biz mi çok değiştik? Bilmiyorum ama, bir gerçek varsa O da Dünyayla birlikte bizim de çok değiştiğimiz gerçeği. Eskiler anlatırlardı.

23 Aralık 2021 3 views 0

Gölge Adam azdı : Dünya mı değişti, biz mi çok değiştik? Bilmiyorum ama, bir gerçek varsa O da Dünyayla birlikte bizim de çok değiştiğimiz gerçeği. Eskiler anlatırlardı. Yardımlaşmadan, imeceden, komşuluktan, akrabalıktan, misafirlikten ve misafirperverlikten çok şey anlatır, çok şey paylaşırlardı. İnsanlar bu kadar bencil değilmiş. Kimsenin çifti, çubuğu, tırpanı ve harmanı yarım kalmazmış. Olan olmayanla paylaşır, bölüşür, yardım edermiş. İmece diye yardımlaşmalar varmış. Hileli mal üreten ve satanın pabucu da dama atılırmış. Herkes görür ve anlarmış.

Aileler, üç beş kardeş bile birlikte aynı evde yaşarmış.

 

Boşanmak mı? Asla. Telli duvaklı girdiği evden gelinler ancak kefenle yolcu edilirmiş.

Kimse de odunsuz yani yakacaksız kalmazmış.

 

Devlet sosyal devlet görünüme bürünmeden önce de insanlar, komşusuna, akrabasına, köylüsüne karşı kendilerini sorumlu hissederlermiş.

 

Dünya’nın her yeri böyle miymiş? Onu bilemem.

 

Büyükler iş buyurduğunda küçükler mırın kırın etmek şöyle dursun, koşarak isteneni getirirler, vermesi gerektiğini verilecek yere götürürlermiş.

 

Ekmek belden aşağıda asla taşınmaz, Kuran öpülerek alınır, öpülerek yerine bırakılırmış.

 

Allah ve Peygamberden bahsedildi mi? Amenna saddaknalar  ve salavatlar havada uçuşurmuş.

 

Töbe töbe sözcükleriyse dillerden asla hiç  düşmezmiş.

 

Sonradan yabani hayattan kurtulmuş ve güya medeni bir hayata adım atmışız.

 

Samimi, içten sevgilerin yerini yapmacık sevgiler doldurmuş aslında.

 

Bu sözde köhne hayat ve medeniyet üzerinde bir başka yazıda özellikle daha genişçe duracağım.

 

Bugün ki yazımın konusu enaniyetsiz, kendinden önce başkaları düşünmenin aslında bizim dinimizin de bizden istediği hallerden biri  ve bunun gerek birey ve gerekse de topluma olan kazanımları üzerinde olacak.

 

Fatiha ve Maun surelerinin ne anlamlara geldiğini de Allah’tan gerçekten korkanlardan öğrenelim. Dini Dünyaları için pazarlayanlardan değil.

 

Neyse dedikten sonra;

 

Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”

 

Bakın göstereyim demiş, ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış.

 

Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.

 

 “Ermiş bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz” diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.

 

Bunun üzerine şimdi demiş ermiş, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.

Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya. Bu defa. “Buyurun” deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirmiş.

 

Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.

 

İşte demiş ermiş, ‘kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır.

 

Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır.

 

Şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima.

 

 

Kaynak: gölge adam

Editör: haber merkezi

 

BENZER KONULAR
YORUM YAZ

Başlık
Başlık
Başlık
Başlık
Vefat Edenler