logo

Gölge Adam “MAL SAHİBİ MÜLK SAHİBİ”

Mal sahibi, mülk sahibi, Hani bunun ilk sahibi. Mal da yalan, mülkte yalan. Var biraz da sen oyalan.” demiş, Miskin Yunus.

Gelin biz de şu salgın kronik hastalıkla mücadele etmekte olan çevremizi, Dünyamızı ve kendimizi değiştirerek, diriliş medeniyetinin yeniden kuruluşu için ölümü daha sık hatırladığımız bu zor günleri bir fırsata çevirelim.

Peygamber Efendimiz;
İhtiyarlık gelmeden, gençliğin,
Hastalık gelmeden, sıhhatin,
Fakirlik gelmeden, zenginliğin,
Ölüm gelmeden, hayatın,
Meşgul olmadan boş zamanın kıymetini” bilin demişti.

“Komşusu aç iken, tok yatan bizden değildir” sözünü hangi yemek anında aklımıza getirebiliyoruz. Almak bedenin hoşuna giderken, vermenin ruhu mutlu ettiğini biliyor muyduk?

Ölümün kaçınılmaz olduğunu ve bir gün mutlaka geleceğini, bu gün olmazsa O ölüm gününün mutlaka geleceğini ve hesaba mutlaka çekileceğimizi unutmadan yaşamaya çalışalım. Bir oyun ve eğlenceden ibaret olan Dünya hayatında yapıp, yapmadıklarımız sebebiyle olacak bu hesap. Düştüğümüz yerlerden, tökezlediğimiz yerden tekrar ayağa kalkalım. Kula kul değil, paraya, makama kul değil sadece ve sadece Yaratan’a kul olalım. Çalışan işinin, bilim insanı aldığı ilmin hakkını versin. Yaratan’ı da sevelim, yaratılanı da. Vatansızlığın ne demek olduğunu örnekleriyle görmekteyiz. Ben değil biz demeyi öğrenmek zorundayız.
Geliniz “Bizi öldürmeye gelen biz de dirilsin”, dirilsin ki; diriliş medeniyetinin köşe taşları biz olalım.
Ölümlü Dünya’da yaşıyoruz bu hırs niye, kalp kırmak niye, haset niye, tamah niye, diye de bir düşünelim.

Hani Yunus dizelerinde;
“Bir kez gönül yıktın ise,
Bu kıldığın namaz değil.
Yetmiş iki millet dahi,
Elin yüzün yumaz değil.
Bir gönülü yaptın ise,
Er eteğin tuttun ise,
Bir kez hayır ettin ise,
Binde bir ise az değil.
Yol odur ki doğru vara,
Göz odur ki Hak’kı göre,
Er odur alçakta dura,
Yüceden bakan göz değil.” demişti ya.
Biz öldükten sonra kazandıklarımız ve biriktirdiklerimizin hesabını Allah’a verirken, mirasçılarımızın mal kavgası yapacağını da asla unutmayalım.

Hazreti Ömer’in ölümü her gün hatırlatması için bir hizmetliyi görevlendirdiğini, anlatanlarımız kalpten, dinleyenlerimiz de kulaktan ve canı gönülden dinlemeye çalışsın.

Evlerimizde ve çevremizde daha uyumlu ve ılımlı biri olalım. Bazılarımız bu işe sadece biz doğruyuz diyen hocalarını ve akıl hocalarımızı değiştirerek başlayabiliriz. Birbirimizi partilerimiz, liderlerimiz veya dünya menfaatleri için değil kardeşler olduğumuz için, Allah için sevelim.
Bir güzel insanın anlattıklarından aklımda kalan bir hikaye vardı.

Adamın birinin evinde huzursuzluk ve tartışma hiç eksik olmazmış. İlla bir yerden bir kavga, tartışma çıkarırlarmış. Kadın sussa adam başlar, adam sussa kadın başlar, tartışacak bir konu mutlaka bulurlarmış. Adam fırsat bulduğu zamanlarda da ilmine güvendiği, salih bir insanla da arada sohbet edermiş. Sohbetin birinde kadınına haksızlık eden, zulmeden ziyandadır demiş hocası. Adam bir hocasının sözüne bakmış bir evdeki kavga gürültü durumuna.

Birkaç gün sonra, adam düşünmüş, taşınmış en iyisi kendi kendine ben hanımdan boşanayım da daha fazla ziyanda olmayayım bari demiş.
Aklına koyduğunu hocasına anlatmış. Demiş ki hocam ben hep zarardayım. Hanımımla sürekli kavga halindeyiz, en iyisi boşanayım da daha fazla zarara bari uğramayayım demiş.
Hocası “değer mi, zaten bir ay içinde öleceksin” demiş. Adam kalkmış düşünceli bir halde evine dönmüş. Bir ay içerisinde ölecek ya. Hanımı daha kapıdan girer girmez şunu ne yaptın, bunu ne yaptın deyince; adam cevap vermeden önce bir yutkunmuş, zaten bir ay içinde öleceğim ne gerek var ki karşılık verip te kavgayı iyice ateşlemeye diye içinden geçirmiş ve başlamış sabra ve istiğfara. Kaza namazları falan derken karısının mutfaktan ve zaman zaman da yanına gelerek söylediklerine tamam hanım bakarız, canın sağolsun, hallederiz gibi cevaplarla sataşmanın kavgaya dönüşmesine fırsat vermeden günlerini geçirmeye başlamış.
Bu böyle günlerce sürmüş. Adam bir ay içinde öleceğini düşünerek; hep ibadet, hayır hasenat ve istiğfarla vakit geçiriyor, hanımı da bu adama bir hal olmuş, kafasına bir şey mi düştü acaba, ağız tadıyla bir kavga bile ettirmez oldu diye diye o da zamanla sakinleşip mutfak, el işi ve ev işleriyle daha fazla meşgul olmaya başlamış.

Bir aylık süre dolunca adam kapının her tıkırdamasında işte Azrail şimdi geldi, acep şu kılıkta mı gelecek, bu kılıkta mı gelecek diye düşünerek azrailin gelmesini bekliyormuş. Ay bitmiş, ya belki otuz bir gün süren bir ay kastedilmiştir diye ertesi günü beklemiş. Bakmış azrail yine yok, ya belki takvim yapraklarını yanlış koparmışımdır diye birkaç gün daha beklemiş. Bakmış ki gelen giden yine yok.
En iyisi bu durumu hocama bir sorayım demiş ve hocasının yanına gitmiş. Hocam demiş sen bana bir ay içinde öleceksin demiştin deyince, hocası onu konuşuruz. Evde durumun nasıl diye sorunca; iyi hocam ben zaten öleceğim diye sessizdim, bir süre sonra o da sustu. Geçim gayet iyi demiş. Hocası yine ayrılma işi ne oldu deyince Adam o işi de ben çoktan unuttum bile demiş. Sıkıntı yok, evde huzur gayet iyi demiş.
Hocası o zaman demiş ki. Senin bana geldiğinde ikinizin de nefsi diriydi. İki nefis te diriyse oradan kavga ve kargaşa çıkar. Nefislerden biri ölürse ki sen öyle davranmışsın, o ortamda huzur olur, sükunet olur. İki nefis te ölürse ki o zaman gerçek aşk olur demiş.
Bir ay içinde ölmeye gelince sen zaten herhangi bir yılın bir ayı içinde ölmeyecek misin? Ben onu kastettim demiş. Adam hocam anladım teşekkür ederim. Her zaman ölüm gelecekmiş gibi hazır olmanın mükafatını da yuvamda gördüm zaten demiş.

O halde “ ölmeden önce ölmek gerek.”
Şairin ifadesiyle
Mal sahibi, mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi,
Mal da yalan, Mülkte yalan,
Var biraz da sen oyalan.” Denilen bu Dünyayı gül bahçesine çevirmeye ne dersiniz?
Kin, haset, cimrilik, kıskançlık, kapris, kibir, garaz, tembellik, riyakarlık, emanete ve kamu mallarına olan zaafiyetlerimizden, iftira vb. nefsin bütün kötü huylarından kurtulup, güzel huylara hicret etmeye ne dersiniz?

Dünya ve Ahiret saadetini kazanmak için, nefsimiz, çevremiz, ülkemiz ve insanlığın kurtuluşu için titremeye ve kendimize gelmeye ne dersiniz?

Etiketler:
Share
#

SENDE YORUM YAZ