logo

26 Nisan 2020

MÜSLÜMANLAR İÇİN EN BÜYÜK TEHLİKELERDEN BİRİ TEVHİDDEN UZAKLAŞMAK

Firavun “ben sizin rabbinizim” veya “sizin ilahınızım” derken kesinlikle sizi yaratan benim dememiştir.

Rablık ve ilahlık iddiası sadece yönetme ve hakimiyetle ilgili bir iddiadır. Sizi yöneten, hayatınıza yön veren, kanunlarınızı belirleyen, sizi idare eden, yapıp yapmamanız gereken şeyleri belirleyen, sizinle ilgili: iyi ya da kötünün sınırlarını koyan, sadece ve sadece benim deme halidir.

Yeryüzünün ve gökyüzünün bütün kurallarını ben belirlerim diyen devletlerden, aynı yapıda ki şahısların da, yönetici ve güç sahiplerinin de aslında hiç bir farkları yoktur.

Sünnetullahı, sünneti Rasulullahı (insanlığın kurtuluşu için gönderilmiş hükümleri ve Allah Rasulu’nün ahlak ve uygulamalarını) bir kenara bırakıp kendi heva ve heveslerine göre kurallar koyarak toplumları yöneten, “nefsinin arzularını, heva ve heveslerini Allah ittihaz edenleri gördün mü” ayetinin muhatabı olan güç sahiplerinin; dilleriyle ilahlıklıklarını telafuz etmeseler bile, fasıklıktan da öte olan olan uygulamalarıyla, firavunlardan bir farklarının kalmadığına da zaman zaman tarih şahitlik etmektedir.

Ebu Cehil bile Kabe’ye hizmet etmek için yarışanlardan ve bu yolda da kafayı yardırmayı göze alan biriyken; Allah’ın varlığı ve birliğini, yarattığını, doyurup, gözettiğini kabul eden biri olmasına rağmen; istek ve uygulamalarıyla, koyduğu kural ve çizdiği sınırlarla ve Allah ile arasına aracılar ve putları koymasıyla; o devrin firavunlaşanlarından biri, Cehaletin babası, Müşrikliğin hocası, İslam davası ve Peygamberimizin en büyük düşmanlarının başında gelmiyor muydu?

Bilgeliğin babasını, cehaletin babası yapan neydi? Ebu Cehil ve avanesi Allah’ın hükmünü kabul etmiyorlardı. Onlar ; “Allah yerleri, gökleri yaratsın; yağmur yağdırsın; bizi yaratsın; fakat nasıl yaşayacağımıza, nasıl ibadet edeceğimize, neyin haram ve helal olduğuna, kime nasıl davranacağımıza, nasıl giyineceğimize, kimi dost edineceğimize vb. kişisel ve toplumsal meselelere ben karar veririm, biz karar veririz diyorlardı. Bir işimiz olunca o meseleyi Allah’a değil, Darun Nedve meclisine, kahinlere, falcılara danışıp işimizi öyle hallederiz diyorlardı. Allah ulaşılmazdır, ona ulaşmak ve yaklaşmak için Lat putumuza, Uzza’ya, ya da, Menat’a ibadet ederiz.” diyorlardı.
(Araf.54) Dikkat edin, yaratmak ta emretmek te yalnız O’na aittir, demiyor mu? Allah ve Rasulu’nun düşmanlarını müşrik yapan; davranışları ve hüküm koyucu olarak Allah’ı kabul etmemeleriydi, Allah’a yaklaşma gerekçesi ile başkalarına dua ve ibadet etmeleriydi.

“Allah’ı unutan kimseler gibi olmayın! Böylece (Allah da) onlara, kendi nefislerini unutturdu. İşte onlar, fasık olanlardır. “Demiyor mu? Haşr.19.da.

Maide suresinin 44,45 ve 47 ayetlerinde ise “Allah’ın hükümleri ile hükmetmeyenlerin ve hakimiyetini tanımayanların kafir, zalim ve fasık olduğu” bildirilmektedir.

Tevbe suresi 31.Ayette de “Onlar, Allah’ı bırakıp ( Allah’ın velisi ve şefaatçisi zannettikleri) bilginlerini ve rahiplerini rabler (ilahlar) edindiler ve Meryem oğlu Mesih’i de (ilahlaştırıp küfre düştüler). Oysa onlar, tek olan bir İlah’a ibadet etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden Yücedir.

“Muhakkak ki Allah c.c., kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındakileri (diğer günahları) dilediği kimseler için bağışlar. (Nisa: 48)

“Peygamber Efendimiz s.a.v. (sahabelerine) üç defa size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi? Buyurdular. Sahabeler: “Haber ver ey Allah’ın Rasulu” dediler. Allah’a şirk koşmaktır buyurdu.

Allah’ın birliğine ortak kabul etmek şirk olduğu gibi, kudret ve tasarrufunda O’na ortak kabul etmek de şirktir. Şirk’in diğer bir çeşidi de, yalnız Allah’tan beklenmesi gereken sonuçları, Allah’tan başka güç ve kişilerden beklemek, ümit etmektir.

İslam dininde tevhid esastır.

O da, Allah’ın varlığını ve birliğini kabul etmekle beraber, O’nun tasarruflarında tek kudret sahibi olduğunu, hüküm ve irâdesinin her şeyin üstünde bulunduğunu kabul etmektir.

Fatiha suresinde de: Hamd, Âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) maliki Allah’a mahsustur. (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil. diye günde 40 defa söz verip, niyazda bulunmuyor muyuz?

Allah c.c. sözünü tutanlardan, helali helal, haramı haram bilerek yaşayabilenlerden ve kamil bir imanla ruhunu teslim edebilenlerden eylesin bizleri.(amin)

Şirkin dışındaki günahların affedileceği, imân sahibi olan bir insanın bu gibi günahları işlediği takdirde, cezasını çektikten sonra mutlaka cennete gideceği, ancak şirke giren insanların, tövbe etmeden öldüğü takdirde, affedilmeyeceği Rasûlüllah (sav) tarafından haber verilmiştir. (Buhari, Müslim,Tırmizi)

Estağfirulah, estağfirullah, estağfirullah.

(LA İLAHE İLLALLAH, MUHAMMED’UN RESULULLAH.)

Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ