logo

Gölge Adam Yazdı; Pilav Tabağı ve Gizemi

Enfal 2. De “Mü’minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onun ayetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rab’lerine tevekkül ederler.” denilmektedir.
Tevbe 119 da da Allah’a karşı gelmekten sakınmamız ve sadıklarla, Allah’ı tasdik edicilerle beraber olmamız emredilmektedir.
Bir başka ayette de “Kalplerin ancak Allah’ı anmakla tatmin olacağı ve huzur bulacağı da” bildirilmiştir.
Hakk’ı anmakla huzur bulanlar olabildiği gibi, sureti haktan görünenler de vardır, münafıklar da, inkar ediciler de bulunabilir.
Olukların birinden nur akarken, birinden de kirin akması imtihan dünyasının realitelerinden biridir.
Eğer biri her şeyi Allah’a bağlıyorsa, bu onun Allah’a bağlı olduğunu gösterir. Ve eğer böyle birinin yanında fazla kalırsanız sizi de bağlar. Tam tersi olarak ta isyan, dedikodu, yalan dolan, iftiranın kol gezdiği veya şehevi ortamların içinde bulunmak ta kalbi katılaştırır. Dilin kalbin aynası olduğunu asla unutmayalım.
Miskçiyle körükçünün misali gibi bulunduğumuz ortamlardan bizlere en azından ya misk kokusu veya körük kokusu siner.
Mümin suresinde ki “ Allah’ın gözlerdeki hain bakışı da, kalplerin gizlediğini de bilir” ayetini de zikrettikten sonra kıssamıza gelelim.
Elinde asasıyla Türkmen evine cübbeli sarıklı uzun sakallı alim bir hoca görünümlü misafir gelir. Buyur edip köylülerle birlikte odaya alırlar. Köylüler bu zat ne konuşacak, ne keramet gösterecek diye ağzının içine bakarken, şeyh arada gözünü kısıyor ve irkilir gibi yapıp “hoşt hoşt” diyordu.
Köylüler bunun bir keramet olduğunu tahmin ettiler, fakat işin hikmetini anlayamadılar ve merakla sordular: “Ey şeyhimiz! Arada bir hoşt demenizin manası nedir?”
Şeyh dedi: “Kabe’nin duvarına işemeye niyetlenen bir köpek var, hoşt diyerek onu kovalıyorum.”
Köylülerin içi ürperdi ve huşu ile derin düşüncelere daldılar. Olanları kapının eşiğinden dinleyen evin hanımı sofrayı hazırladı ve herkesin önüne üzerinde et olan pilav getirdi. Şeyhin tabağına ise sadece pilav bırakmıştı.
Şeyh bir süre etsiz tabağa baktıktan sonra, kapıda beliren evin hanımına seslenip dedi: “Benim tabağımın etsiz olmasının bir hikmeti var mıdır ey hatun?”
Kadın elinde kepçeyle yaklaştı ve tabağı ters çevirdi, onun etlerini pilavın altına koymuştu. Şeyh pilavın altındaki etleri görür görmez kafasından “donggg” diye bir ses çıktı. Zira kepçeyi kafasına yemişti. Ve kadın dedi ki:
“Kabe’deki iti görebiliyorsun da a şaşkın, tabağındaki eti niye göremedin?” Hikmet ehli bu vb durumlar için şöyle demektedir;
Halkın nazarında şeyh, Kabe’de ki iti gördüğü gibi, pilavın altındaki eti de görmelidir. Ve halkın nazarı pek mühim değildir.
Hak nazarında şeyh ise: Kabe’de olup biteni ve pilavın altında et var mı yok mu? bilmese de görmese de olur. Fakat düşündüğü ve baktığı her şeyde hakkı görmelidir. Her işte ve oluşta, her fiilde ve mahlukta Allah’ın kudret elini, hikmetini anlayıp her şeyi Allah’a bağlamak kerametin hasıdır.
Keramet, Hakka bağlı her şeydeki bağı, fark etmektir. Bu hem keramettir, hem firasettir, hem basirettir, hem hikmettir.
Eğer birisi; her sözün sonunu, her işin akıbetini, her hikmetin sebebini Cenab-ı Hakka bağlıyorsa ona yakın durun ki, sizi de hakka bağlasın. Arkadaş ve dostlarımızı çok iyi seçelim.
Atalarımız: “Bana arkadaşlarını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.” Diye boş yere söylememiştir. Yoksa maazallah.!
Gölge Adam gördü - 8 Ekim 2021 08:54

Etiketler: » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ