logo

GÖLGE ADAM ;NASIL KAYBETTİK

Usta Yorumcu ve gazeteci Mete Çağdaş’ın bir masal da benden diye yazdığı aşağıdaki masalı; okuyamayan okurlarla buluşturabilmek ve zihin fırtınası estirebilmek adına aşağıda tekraren yayınlıyorum

Eski zamanların birinde, Bir otlakta koyun sürüsü yaşarmış… Yaşarmış yaşamalarına ama, civardaki çakallar bir türlü rahat bırakmazlarmış onları… … Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye. Koyunlar sadece bir araya toplandılar mı? Kolayca defetmesini bilirlermiş o koca çakalları.

 

Gün geçtikçe çakalları almış bir kaygı. “Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor” demiş birisi. “Evet” diye tasdik etmiş diğerleri. “Nereye gideriz” diye düşünürlerken “Bir dakika” diye bir ses duymuşlar gerilerden. Herkes dönüp bakmış sesin geldiği tarafa. Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan Koca Burunlu Çakal imiş söze atılan. … “Hayır” demiş, “Hiçbir yere gitmiyoruz. Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi.” İnanmamış kimse ona ama; “Haydi, bir şans verelim ne çıkar” diye düşünmüşler.

 

Koca Burun Çakal, elinde beyaz bayrak gitmiş koyunların yanına. Koyunların lideri olan Kara Koyun sormuş ne istediğini?: Koca burun çakal “Saygıdeğer koyun efendiler” diye başlamış lafa: “Bugün buraya sizden özür dilemek için geldik. Evet, size defalarca saldırdık, ama niye biliyor musunuz? Hep o sizin aranızdaki Sarı Koyun yüzünden… Onun rengi gözümüzü kamaştırıyor, Aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördük mü? Ne kadar barışsever olduğumuzu unutup, Size saldırıyoruz Bunların hepsi Sarı Koyun’un suçu. Verin onu bize, siz kurtulun biz de barış içinde yaşayalım!“

 

Kara Koyun, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş. Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife. Bir tek yaşlı Benekli Koyun ”Olmaz” demiş ama, kimseye dinletememiş sözünü. Zavallı Sarı Koyun teslim edilmiş çakallara. Diğerleri üzülmüşler üzülmesine ama elden ne gelir ki! Bütün sürünün selameti için bir koyun, gerekliymiş.

 

Gerçekten de günlerce sürüye saldıran olmamış. Huzur içinde geçer olmuş günleri. Ama Çakal ya bunlar, ne kadar sabreder ki? Hele koyun etinin tadını aldıktan sonra. “Acıktık !” demişler Koca Burun , Kara Koyunun yanına giderek “Selam !” diye girmiş söze: “Gördünüz ya biz çakallar ne denli uysal milletiz. Yalnız buraya bunu söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var!” “Nedir?” demiş Kara Koyun merakla. “Şu sizin uzun boylu olanı “ demiş Koca Burun ve devam etmiş: “Öyle uzun boyu var ki! nereden baksak görünüyor. O gezindikçe bizim de aklımız başımızdan gidiyor. Gözümüz dönüyor, sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Gelin verin onu bize bu mevzuyu burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve huzur içinde iki taraf da hayatını sürdürsün.” Kara Koyun yine istişare yapmış, sürünün ulularıyla. Yine sadece Benekli Koyun olmuş karşı çıkan. Hepsi de “Verelim gitsin” demişler… İstişare daha da kısa sürmüş bu defa. Dışlamışlar Uzun Boyluyu sürüden. Saatler sürmüş zavallının çırpınışları, ama sonunda o da yenik düşmüş çakallara…

 

Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş çakallar, Alabildiğince güçlenmişler. Koyunlarsa her geçen gün daha da zayıflamışlar, Seyreldikçe seyrelmişler. Çakallar küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış. Artık bir sebep bile söyleme gereği duymuyorlarmış. “Verin bize şu koyunu sonra karışmayız” derlermiş sadece. Zavallı koyunların “Hayır” diyebilecek güçleri kalmamış. Hepsi birer birer can veriyorlarmış Çakalların azgın dişlerinde.

 

Kara Koyun da dahil sadece birkaç koyun kalmış sürüden ki “Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu harbi çakallara karşı, Oysa ne kadar da güçlüydük?” diye sormuş biri Kara Koyuna.

 

 “Biz” demiş, Kara Koyun;  gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek, “Sarı Koyunu verdiğimiz gün kaybettik biz bu kavgayı.!”  

 

Yüzlerce maddelik konuyla neyin nasıl kaybedildiğini açıklamak kolay olmasına kolay da; birkaç satır başıyla ben giriş yapayım, gerisini  de okurlarımız tamamlasın.

 

Tavizin tavizi getirdiğini unuttuğumuz gün,

 

Suiistimal kapısını araladığımız gün,

 

Prensiplerimizi terk ettiğimiz gün,

 

Yanlışa sessiz kaldığımız gün,

 

Ahde vefayı terkettiğimiz gün,

 

Başkalarına şirin gözükme gayretine giriştiğimiz gün,

 

Bir seferle bir şey olmaz dediğimiz gün,

 

Şahit olunulan yanlışlarda, bir hikmet aradığımız gün,

 

Makam hırsımızın,

 

Mal hırsımızın,

 

Dünyalık ihtirasımızın; aklımızın ve yaratılış gayemizin önüne geçtiği  gün,

 

Yola çıktıklarımızı, yolda bulduklarımızla değiştiğimiz gün,

 

Dostlarımızla, arkadaşlarımızın arasındaki farkı unuttuğumuz gün,

 

Allah’a kul olduğumuzu unuttuğumuz gün,

 

Ölümü, hesap gününü hatırlamak istemediğimiz gün,,

 

Emaneti ehlinden alıp, ehil olmayana verdiğimiz gün,

 

İnsan olduğumuzu ve Dünya’ya niçin getirildiğimizi unuttuğumuz gün,

 

Vesaire,

 

vesaire,

 

vesaire… durumlarda kaybetmeye başladık ve kaybetmeye de devam ediyoruz demektir.

 

 

Kaynak: GÖLGE ADAM

Editör: Haber Merkezi

Etiketler: » » » » » » » » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ